|
||||||
Umineko 19: IV – end gameAltın Cadı’nın son hikâyesi başladı. Ancak emin olun en sonuncusu değil. 4. ve son hikâyeye geçtiğimiz Umineko’da son açılış da düzeni bozmayarak değişti. Artık Eva-Beatrice, 2. bölümdeki Beatrice ve tanıdığımız haliyle Altın Cadı Beatrice olmak üzere 3 cadının portresiyle başlıyor açılış. Fark edeceğiniz üzere “eşyaların” arasında yeni bir Siesta daha görülüyor ve Maria seyirciyi yeni kostümüyle selamlıyor. Bunun dışında Ange’nin sahnesi aynı bırakılmış. Anlayacağınız “tam kadro” bir açılış olmuş (: Ancak açılışta yer almasını beklediğim bir-iki karakter henüz yok. Onlar çıkınca bir versiyon daha görecek miyiz bakalım. Bölüm, romanla aynı şekilde Ange’nin Bernkastel tarafından 4 Kasım 1986’ya döndürüldüğü sahneden başladı. Bern ile Ange’nin konuşmaları sırasında zamanın durdurulması ve sahnenin siyah-beyaz anlatılmasının çıkartılması dışında bu bölümde başka bir değişiklik yapılmamış. Daha önce bahsettiğim gibi, görünüşünün aksine Ange gökten zembille inmedi aslında. Animenin ilk bölümlerinde başında çıkartılan bir sahneydi ancak romanda “Battler’ın hasta olduğu için yatan ve adaya gelemeyen kız kardeşi Ange’den” ilk bölümde bahsediliyordu. Daha sonradan yaşanan olaylar ve 3. hikâyede adadan tek canlı kurtulan kişinin Eva olması sonucu Ange, Eva tarafından korumaya alınmış ve yıllarca aralarında nefret dolu bir ilişki yaşanmıştı. Bu nefretten 3. hikâyenin sonunda romanda detaylı olarak bahsediliyordu ancak animeye uyarlanmadığı için geçen bölümün incelemesinin sonunda yazmıştım. Neyse ki bu bölümde Ange-Eva ilişkisine hafifçe değinilerek anime seyircisinin de bu bilgiden yoksun kalmaması düşünülmüş. Bölüme dönelim ^^ Açılışın ardından Ronove ile Beatrice’in olduğu sahneyle başlıyoruz. Beato, Battler’ın durumunu merak ederek Ronove’te soruyor ama bir ke zdaha anime gene Beatrice’e yeni ifadeler ve karakter özellikleri katmakta kararlı anlaşılan. Çünkü animeyi izleyenlerin gördüğüne göre Beato tsundere bir an yaşıyor. Her iki şekilde de Beato’nun nasıl neşelendireceğini düşündüğü Battler ortalığa güle oynaya dalınca Beato’nun, Ronove tarafından trollenmiş olduğunu anlıyoruz. Artık Battler’ın ikinci oyundaki çaresizliğinden eser yok (hemen hemen). Çünkü ağzı defalarca yanan gencimiz artık cadının oyununa alışmış ve ona acı çektiğini gösterme zevkini tattırmaya niyetli değil. Bu sahnede çıkartıldığına tek üzüldüğüm kare Beato’nun trollenmesine Ronove ile Battler’ın karşılıklı başparmaklarını kaldırmalarıydı çünkü beni eğlendirmişti ve animeye konması güzel bir karakter etkileşimi olabilirdi. Ama hayır, anime kadrosu kesinlikle Ronove’den nefret ediyor olmalı (ve Lambda’dan) çünkü tüm güzel sahneleri makaslanıyor (: Beato lafı uzatmadan Ange’ye getiriyor ve yeni karakterimiz oyuna katılıyor. Tabii ki Battler, bu yabancının 12 yıl gelecekten gelen kız kardeşi olma ihtimalini düşünmediği için kim olduğunu bilmiyor. Tabii ki Ange kendini Battler’a “Ange” olarak tanıtmıyor çünkü bu Battler’ın savaşı ve Ange’nin istediği Battler’ın kimseye değil, kendine güvenmesi. Bu yüzden kendisini “Gretel” olarak tanıtıyor. İsim elbette çocukken dinlediğimiz masaldan geliyor; Hansel ve Gretel, karşılarında da onları yemek isteyen kötü cadı. Buradan sonra Ange’nin geçmişine, daha doğrusu ailesini kaybettikten sonra olanlara odaklanıyoruz. Buras geçen bölümün sonunda bahsettiğim sahne değil bu arada, romanda ayrıca anlatılan bir yer. Yemek sahnesi animeye ayrıca eklenmiş, hatta Eva’ya bu kadar ifade işlenmesi şaşırtıcı bile. George’u ve Hideyoshi’yi kaybeden Eva’nın, Ange’ye daima sevgisiz ve katı davrandığı bahsedilen bir gerçekti ancak anıları canlandığında duygulandığından hiç bahsedilmemişti. Hatta hatırlatırım, romanda Ange’ye “bir noktada kollarını ve bacaklarını kesip köle tüccarlarına satmayı bile düşündüm” diyen bir kadından bahsediyoruz. Sonunda Ange uzak bir yatılı kız okuluna, yani resmen bir hapishaneye gönderildiğinden bahsediyor. Buradaki ukala gençler arasında içine kapanık Ange ise “cadı” ilan edilip herkesin düşmanca tavırlarına ve alaylarına maruz kalmış. (Sadece romanda değil, mangada da buralar oldukça etkileyici anlatılıyor) Ange’nin bu topluluktaki tek dayanağı ise Maria’dan kendisine kalan günlük olmuş. Ange 6 yaşındayken Maria 9 yaşında olduğu için, Ange kendisine “onee-chan” diye hitap ediyor. Elindeki günlükle Ange, Maria’yla iletişim kurabiliyor hatta Maria’nın anılarına dalabiliyor. Böylece Ange’nin anılarının içinde Maria’nın anılarını da öğrenme şansımız oluyor. Maria’nın doğum gününde onu yemeğe çıkartan annesiyle ilgili bu anı Sakutaro’nun da ilk ortaya çıkışı oluyor. Sakutaro, Maria için zamanla önemli bir dost olacak. Adı konusunda ise Maria romanda “Card Captor Sakura”ya gönerme yapıyor. Romanda tabii direk isim veremedikleri için Card Master Sakura diye hitap ediliyor. Tabii Maria’nın bunu yaşamış olduğu tarihte Sakura daha yazılmadığı için bu roman içi kalan ve seyircinin anlaması gereken bir gönderme ancak Japon okuyucuların aklına Sakura’dan ve kartlardan bir arada bahsedilince gelen ilk karakterin buradan olacağına emin olabilirsiniz. Fakat Maria’nın anıları konusunda bir tutarsızlık var: Maria, tüm bu anılarda mutlu ve annesi tarafından seviliyor, onu mutlu etmeye çalışıyor, annesi Maria için çalışıyor… Ancak Rosa gerçekten de bu kadar iyi bir anne mi? “Best Mom” sıfatını kazanan Rosa için cevap ne yazık ki hayır. Animede romandan daha detaylı gösterildiği üzere Rosa, çalıştığını söylediği sırada aslında sevgilisiyle tatile çıkmış oluyor. Tabii sevgili seçeneği bir yana demiş olsak da romanda çok daha önce (2. bölümde) Maria’nın Rosa’nın eve gelen erkek arkadaşlarına iyi davranmadığı ve ilişkilerini bozduğu açıklanmıştı. Rosa belki de bu yüzden evden uzakta bir kaçamağa karar vermiş olabilir. Bu arada Maria’nın, Sakutaro’yu canlandırması ya da Ange’nin günlükteki Maria’yla iletişim kurması gibi gizemlerin hepsine toptan “büyü” diyelim şimdilik. Tabii Maria’nın Beato gibi bir yol göstereni vardı, Ange için bu büyü kavramı daha yeni. 1998 yılına geri atlıyoruz. Uzun yıllardır gerçeği arayan Ange, Ushiromiya’ların iş arkadaşlarından biri olan ve Kinzo’yu da tanıyan eski bir aile dostuyla konuşuyor. Daha önce de bahsetmiştim, Eva’nın adadan tek kurtulan olması ve korkunç bir mirasa konması sebebiyle medyanın kendisine aşırı yüklenmesi ancak hiçbir sonuç alınamaması gibi olaylar yaşanmış geçmişte. Ange ise hala neler olduğu açıklanamayan adadaki o geceyi öğrenmek istiyor. Konuşmakta olduğu adam ise biraz Ange’nin biraz da Eva’nın tarafında diyebileceğimiz Okonogi-san. Eva’yı eskiden beri tanıması, ailesini ne kadar sevdiğini bilmesi ve cenazedeki halini görmesi onun için Eva’nın katil olma ihtimalini ortadan tamamen kaldırmış. Ancak Ange için bu yeterli değil. Ange’ye göre o gece yaşananlar bir kaza değil, bir cinayetti. Ange’nin hayatındaki tek sorunu Eva zannediyorsanız şimdi yanıldığınızı anlayacaksınız: Sumadera ailesi kendisini almaya geliyor. Sumadera’lar da kim, nereden çıktılar şimdi? Sumadera, Kyrie’nin yani Ange’nin annesinin kızlık soyadı. Bu da aklınıza takılan bir başka sorun olsa gerek, “Ange neden Kyrie’nin akrabalarıyla kalmıyor?” Cevaplardan biri burada veriliyor. Ange’yi almak için gelen ve peşinden adamlarını gönderen Kasumi Sumadera, Kyrie’nin küçük kız kardeşi ve ablasından daima nefret etmiş bir insan. Kyrie’nin kızı ve Ushiromiya servetinin yegane varisi olması sebebiyle Ange, Kasumi Sumadera’nın nefretini yönelttiği kaynaklardan biri haline geliyor. Onu yanında istemesinin sebebi ise tabii ki serveti. Animede kendisine ayrılan karelerden anlaşılmıyor ancak Sumadera-san aynı zamanda ileri derecede sinir bozucu ve karşısındakini aşağılayıcı şekilde konuşan bir şahsiyet. Ange’ye kaçışında Okonogi-san’ın gönderdiği yeni karakterimiz yardımcı oluyor: Amakusa. Meraklısı için Amakusa’nın kim olduğuna biraz değineyim: Eva aslında Amakusa’yı Ange’nin koruması olarak işe alıyor ancak Ange’yle herkesin konuşmasını yasaklaması ve Amakusa’nın çenesini tutamayıp kızla arkadaşlık yapması kovulmasına sebep oluyor. Sonunda Eva’nın ölümünden sonra Amakusa, Okonogi tarafından aynı göreve geri getiriliyor. Burada Ange ile Bernkastel sahnesi biraz kesilmiş. Bernkastel, romanda Ange’ye “kakerasının çok hareketli olduğunu ve sıkılmadığını” söylüyordu. Ayrıca oyun hakkında okuyucu için de yararlı olabilecek bazı ipuçları veriyordu. Bunlardan en önemlisi bence şuydu: Gerçeklik kişiden kişiye değişebilir. Bu yüzden 12 yıl önce Rokkenjima’da Ange’nin ailesinin bir cadı tarafından sonsuzluğa hapsedilmiş olması gibi kulağa saçma gelen bir teori bile orada ne yaşandığını bilmediğimiz sürece gerçeklik olabilir. “12 yıl önce Rokkenjima’da cadı Beatrice ‘Sonsuz’ ihtimallere yol açan bir fırsat yarattı ve her şeyi bu kutunun içine hapsetti. Açılamayan bu kutu içindeki her şey gerçeklik olabilir” O adada ne yaşandığını bilmediğimiz için de gerçekliğe varan sonuçlar sonsuz oluyor. Ange, 1986’da balıkçıkların bulduğu Maria’nın mektubuna da romanda değiniyor: Bu mektubun varlığı Battler ya da Beatrice tarafından incelenemez, çünkü onlar bunu bilmiyor. Bu mektubun varlığı sadece son cadı ANGE Beatrice tarafından biliniyor ve onun tarafından incelenebilir. Hızlı bir şekilde 4 Ekim 1986’ya geri dönüyoruz. Neyse ki zamanın yazması sayesinde bölümü takip etmesi zor değil. Büyüklerin miras tartışması sürdüğü sıralarda daha önce akılma gelen bir konuya değiniyorlar ve ev sahibi Krauss ile Natsuhi bu sefer farklı bir köşeden sıkıştırılıyor: Ya Kinzo çoktan öldüyse? Kinzo’nun odasından hiç çıkmaması ve 4-5 Ekim tarihleri arasında hizmetkarları dışında kimseyle görüşmemesi dikkat çekici bir noktaydı hatırlarsanız. (Natsuhi’yle görüşmüştü, evet, romanların devam ettiği hatırlatırım ve daha fazla spoiler vermeyeyim : ) Büyüklerse bu sefer konuyu buradan yakalıyor ve ısrarla Kinzo’yla görüşmek istiyorlar. Kyrie’nin Krauss’un hoşuna gitmeyen çeşitli teorileri sonrasında olayı izleyen Battler da konuyu buradan yakalamak istiyor. Geçen sefer cadı EVA Beatrice kırmızıyla “Bu adada 18 kişiden fazlası yok” demişti. Eğer Kinzo’nun “olaydan” önce olduğu düşünülürse geriye 17 kişi kalır ve gerçek katil, bilinmeyen X kişisi olabilir. Ancak Beato’nun, Battler’ın her teorisini cevaplamak gibi bir zorunluluğu hatırlarsanız yok çünkü bu kurallar arasında değil. Bu sayede Beato, Battler’ın inanmasını istediği şeye inanmasını sağlayıp gerçeğe ulaşmasını istediği kadar geciktirebilir. Dahası Beato şimdiye kadar kırmızıyı çok fazla kullandı ve artık Battler doğruyu çekmesini biliyor. Beato’nun artık sebepsiz yere kırmızı kullanması için bir sebebi yok. Ange’nin buna dikkat çekmesinden rahatsız olan Beatrice oyuna yeni bir kural koyuyor ve kendisinin kırmızı kullanma hakkına karşılık Battler’a maviyi kullanma hakkı tanıyor. Mavi ne işe yarar? Battler, büyü ile işlendiği iddia edilen iddia ettiği cinayetleri insan numaralarıyla açıklayacağı zaman maviyi kullanacak. Beato oyunun sonunda Battler’ın mavilerine, kendi kırmızısıyla karşılık vermek zorunda. Daha önce Battler Beato’ya bir şeyleri tekrar etmesini söylediğinde her küçük detay mümkündü. Ancak mavi daha kısıtlayıcı. Örneğin geçmişte Battler, Beato’dan “Sadece 5 tane master key var” lafını tekrar etmesini istemişti. Bu toplam 5 anahtar olduğunu kanıtlamak içinde ancak Beato “5’ten fazla ana anahtar olmadığını” söylemişti. Ancak “mavi” kendi içinde direk cadıları da reddedemez. Bu yüzden Battler’ın bunu maviyle şu şekilde iddia etmesi gerekir: “Toplam anahtar sayısı 5’ten fazlaydı. Suçlu odaya bu ekstra anahtarla girdi veya çıktı!” Bunu dediği zaman, olayın bir kapalı oda cinayeti olduğunu savunan cadı bir karşılık vermek zorunda kalırdı, dediğini tekrar etmezdi. Öyleyse Battler maviyi kullanır: “Ushiromiya Kinzo çoktan öldü. Dolayısıyla bu dada 17 kişi var. Bilinmeyen X kişisiyle birlikte 18 kişi var. X’in varlığını hesaba katacak olursak diğer 17 kişinin nerede oldukları bilinse bile bu işlenen cinayet mümkün olabilir!” *Artık alıştığımız patlayan camlar ve gerçekliğe dönüş* Büyüklerin tartışması arasında Krauss köşeye sıkışıyor ve Kinzo’nun ölmediğini ispatlamak için Natsuhi’yle birlikte babasını çağırmak üzere dışarı çıkıyor. Kinzo (*ahem* burada başka bir isim söylememek için zor tuttum kendimi : ) sanıyorum ki sırf pislik olsun diye o anda çıkmayı reddediyor. Ancak “aile toplantısına daha sonradan katılacağını” söylüyor. Hatta o yaşta ölmek üzere olan bir adamdan beklemeyecek bir hareketle Krauss’u havaya kaldırıp yere atıyor (kehkehkeh) Dördüncü hikâye Alliance of the golden witch artık başladı! Haftaya: IV-II zuzwang - Bloga destek olmak için reklamlara tıklayın. Benzer Yazılar:
|
||||||
|
Copyright © 2010 2 Boyutlu Kalem - All Rights Reserved |
||||||
Son Yorumlar